Zindanlarda Büyüyen Vatan Aşkı ve Kırım'ın Çelik İradesi: Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu
Milliyetçilik; sıcak ve konforlu odalarda slogan atmak değil, uğruna bedeller ödenen bir davanın yükünü, zindanların dondurucu soğuğunda bir ömür boyu omuzlamaktır. Türk tarihinin gördüğü en büyük, en acımasız asimilasyon ve sürgün politikalarına karşı, eline hiçbir zaman silah almadan, sadece aklıyla, imanıyla ve sarsılmaz "Milli Şuuruyla" koca bir Sovyet İmparatorluğu'na diz çöktüren yaşayan bir efsane vardır: Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu. O, sadece Kırım Tatarlarının değil, vatanından koparılmış bütün mazlum Türk boylarının hürriyet sembolü, yaşayan en büyük milli kahramanımızdır.
1944 Sürgünü: Vagonlarda Boğulmak İstenen Bir Millet
Kırımoğlu'nun hikâyesi, aslında Kırım Tatar Türklerinin o kahredici trajedisinin özetidir. 18 Mayıs 1944 gecesi, Stalin'in kanlı emriyle hayvan vagonlarına doldurularak Sibirya'ya ve Orta Asya'nın çöllerine sürülen yüz binlerce Kırım Türkü'nden biri de henüz altı aylık bir bebek olan Mustafa'ydı. Sürgün yollarında ve gittikleri çöllerde nüfusunun yarısını hastalıktan ve açlıktan kaybeden bu asil millet, yok edilmek istenmişti.
Ancak kızıl diktatörlerin hesaplayamadığı bir şey vardı: Bir milleti toprağından koparabilirsiniz ama o toprağın sevdasıyla mayalanmış ruhları asla teslim alamazsınız. Kırımoğlu, vatanını hiç görmeden, sadece annesinin ve atalarının anlattığı o "Yeşil Ada"nın (Kırım'ın) ninnileriyle, sarsılmaz bir vatan aşkıyla büyüdü.
303 Günlük Açlık Grevi: Bedenini Eritip Ruhunu Şahlandırmak
Gençliğinde, Kırım Tatarlarının anavatanlarına dönmesi için başlattığı barışçıl milli mücadele, onu KGB'nin (Sovyet İstihbaratının) bir numaralı hedefi haline getirdi. Hayatının en verimli 15 yılını, Sovyet Rusya'nın o korkunç çalışma kamplarında ve zindanlarında geçirdi.
En sarsıcı ve tarihe geçen eylemi ise, hapishanedeyken dünyanın dikkatini Kırım'ın haklı davasına çekmek için tuttuğu 303 günlük açlık grevidir. Sovyet gardiyanları ona zorla borularla yemek vererek hayatta tutmaya çalışırken, o bedeni erise de iradesinden zerre taviz vermedi. Bu akıl almaz direniş karşısında dost düşman herkes şu gerçeği kabul etti:
"Bir insanın kalbinde taşıdığı milli şuur ve vatan aşkı, dünyanın en güçlü imparatorluklarından ve en karanlık zindanlarından daha büyüktür."
Kan Dökmeden Verilen Asil Bir Kurtuluş Savaşı
Kırımoğlu'nun milliyetçilik anlayışının en muazzam tarafı, bu devasa mücadeleyi verirken tek bir masumun bile burnunun kanamasına izin vermemesidir. O, teröre, şiddete ve nefrete asla başvurmamıştır. Kırım Tatar Milli Meclisi'ni kurarak, hakkını hukukla, inatla, eğitimle ve küresel diplomasiyle aramıştır. Kırım'a dönüş izni koptuğunda, halkını intikam almaya değil, yıkılan o kadim Türk yurdunu yeniden inşa etmeye çağırmıştır.
Bitmeyen Kavga: İkinci Kez Sürgün Edilen Lider
Kaderin ne acı bir cilvesidir ki, uğruna ömrünü zindanlarda çürüttüğü anavatanı Kırım, 2014 yılında Rusya tarafından yasadışı bir şekilde yeniden işgal edildiğinde, Kırımoğlu'nun Kırım'a girişi yine yasaklandı. 1944'te bir bebekken sürüldüğü vatanından, 2014'te ak saçlı, bilge bir lider olarak bir kez daha sürgün edildi.
Ancak o; 80 yaşını aşmış bedenine rağmen bugün hâlâ Kiev'de, Ankara'da, Avrupa başkentlerinde ve Birleşmiş Milletler kürsülerinde Kırım'ın hürriyeti için savaşmaya, o gür sesiyle Kırım'ın davasını haykırmaya devam etmektedir.
Bugün Bozkırname'nin dijital sayfalarında Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nun adını zikretmek; vatan sevdasının ne demek olduğunu, "Millet" olmanın şuurunu ve Türk'ün o boyun eğmez çelik iradesini genç nesillere bir onur madalyası gibi takdim etmektir. O, tarihin canlı şahidi ve Kırım'ın ebedi yolbaşçısıdır.