Zarif Bir Direniş, Çelikten Bir İman: Yedi Güzel Adam’ın Kalbi Cahit Zarifoğlu
Edebiyat tarihi genellikle kelimelerle oynayan, kendi yalnızlığına çekilmiş şairlerle doludur. Ancak benim şahsi kanaatimce ve Bozkırname'nin ruhundan bakıldığında şurası çok nettir ki; bazı şairler şiiri masada değil, cephede yazarlar. İşte Cahit Zarifoğlu, soyadındaki o "Zarif" kelimesinin hakkını ahlakıyla, edebiyle, inceliğiyle sonuna kadar veren; ancak söz konusu vatan, millet ve İslam ümmeti olduğunda kalemi bir kalaşnikof gibi ateşleyen, "ipeğe sarılmış bir çelik"tir. O, Anadolu'nun imanlı gençliğini "Yedi Güzel Adam" efsanesi etrafında toplayan sarsılmaz bir gönül komutanıdır.
"Bir Kalbiniz Vardı, Onu Hatırlayınız"
Zarifoğlu’nu okuduğunuzda sadece kafiyeli dizeler görmezsiniz; sarsılan, acı çeken, öfkelenen ama asla umudunu yitirmeyen bir Müslüman yüreğinin anatomisini görürsünüz. Modern çağın insanı makineleştiren, hissizleştiren, sadece menfaati ve maddeyi öğütleyen o vahşi çarkına karşı en büyük isyan bayrağını şu tek cümleyle açmıştır:
"Bir kalbiniz vardı, onu hatırlayınız."
Bu cümle basit bir edebi aforizma değildir; bizzat çağın mankurtlaşmış zihinlerine, kendi özünden ve inancından koparılmış Anadolu gençliğine yapılmış sarsıcı bir "kendine dön" çağrısıdır. O, aklın putlaştırıldığı bir devirde, İslam'ın o merhamet ve direniş dolu kalbini yeniden merkeze almıştır.
Anadolu’dan Afganistan’a Uzanan Ümmet Milliyetçiliği
Benim Zarifoğlu'nda en çok hayranlık duyduğum ve milli şuur bağlamında en hayati bulduğum nokta şudur: O, vatan sevgisini sınır kapılarına hapsetmemiştir. Ona göre Anadolu, bütün İslam coğrafyasının atan kalbidir ve bu kalbin sınırları Kâbil'de, Kudüs'te, Çeçenistan'da, Hama'da başlar.
1980'li yıllarda Afganistan, Sovyet Rusya tarafından işgal edildiğinde, Türkiye'deki pek çok aydın sessiz kalırken veya meseleyi uzaktan izlerken; Zarifoğlu, Afgan mücahitlerin derdini kendi öz evladının derdi gibi omuzlamıştır. Şiirlerinde Sovyet tanklarına karşı taşla, sapanla, imanla direnen yiğitleri anlatmıştır. Çünkü o biliyordu ki; Afganistan'ın, Filistin'in veya Türkistan'ın bağımsızlığı ve namusu, doğrudan doğruya Anadolu'nun bağımsızlığı ve namusudur. Bu, en yüce haliyle bir "Ümmet Milliyetçiliği"dir.
"Mavera" ile Örülen İrfan Cephesi
Sadece şiir yazarak kenara çekilmek onun ruhuna aykırıydı. O, inandığı o "Milli ve İslami" davayı bir nesle aktarabilmek için kolları sıvadı. Mavera dergisini kurarak Anadolu'nun dört bir yanındaki gençlerle mektuplaştı. Kimi zaman onlara şiir yazmayı öğretti, kimi zaman onlara namazı, ahlakı ve direnişi anlattı. Zarifoğlu’nun "Yedi Güzel Adam" şiirinde anlattığı kahramanlar aslında geçmişin efsaneleri değil; inancıyla, ahlakıyla ve vatan sevgisiyle sokaklarda yürüyen, haksızlığa başkaldıran o dönemin imanlı Anadolu gençliğinin ta kendisiydi.
"Burası dünyadan çıkış yolu;
Burada kılıçlar, atlar, tekbirler..."
Bu mısralar, onun dünyaya bakış açısının özetidir. Dünya onun için kalınacak bir yer değil; inancın, davanın ve milletin onurunun kılıçla, fikirle, tekbirle savunulacağı bir imtihan meydanıdır.
Kırk Yedi Yıllık Ömre Sığan Devasa Dava
1987 yılında, tıpkı çok sevdiği o ufuklar gibi henüz 47 yaşındayken, genç denilebilecek bir yaşta bu dünyadan göçtüğünde, arkasında "ağlayan" değil "anlayan" bir gençlik bıraktı.
Bugün Bozkırname'nin dijital sayfalarında onun adını anmak; meselelere sadece dar bir pencereden değil, Zarifoğlu'nun o geniş, merhametli ve mücahit kalbiyle bakabilmektir. Türk gençliği bugün onun şiirlerini okuduğunda sadece edebiyatı değil; Kudüs'ü savunmadan İstanbul'un, Kabil'i hissetmeden Ankara'nın, kendi inancına sarılmadan milli şuurun tam olamayacağını anlamaktadır. O, edebiyatımızın en narin görünümlü, en çelik iradeli dervişidir.