Türk Dilinin İlk Muhafızı ve Bozkırın Asıl Hafızası: Kaşgarlı Mahmud
Bir milletin kılıcı ne kadar keskin, orduları ne kadar kalabalık, fethettiği topraklar ne kadar geniş olursa olsun; eğer o milletin dilini koruyan bir kalemi, hafızasını yaşatan bir kitabı yoksa, tarih sahnesinden silinmeye mahkûmdur. 11. asırda, Karahanlı ve Büyük Selçuklu ordularının İslam coğrafyasına hâkim olduğu, Türklerin siyasi ve askeri olarak dünyanın zirvesine çıktığı bir devirde, bu askeri gücün "kültürel" bir kalkanla korunması gerektiğini fark eden bir deha sahneye çıktı: Kaşgarlı Mahmud. O, at sırtında kıtalar fetheden Türk'ün, kelimelerle de medeniyet inşa edebileceğini bütün dünyaya kanıtlayan ilk ulu bilge ve dil muhafızıdır.
Saraylardan Çadırlara Uzanan Bir Saha Araştırmacısı
Kaşgarlı Mahmud, asil bir Karahanlı soyundan geliyordu. Saraylarda lüks içinde yaşamak varken, o hayatını milletinin diline ve kültürüne adadı. O dönemin aydınları gibi odasına kapanıp kulaktan dolma bilgilerle kitap yazmadı. Tam on beş yıl boyunca, elinde kalemiyle oba oba, çadır çadır, boy boy bütün Türkistan coğrafyasını dolaştı.
Kıpçaklardan Oğuzlara, Karluklardan Yağmalara kadar bütün Türk boylarının arasına karıştı. Onların dillerini, şivelerini, atasözlerini, ağıtlarını, efsanelerini ve savaş nâralarını bizzat yerinde dinleyip kaydetti. O, sadece bir dilbilimci değil; Türk tarihinin ilk sosyoloğu, ilk antropoloğu ve en büyük saha araştırmacısıdır.
Divânu Lügati't-Türk: Bozkırın Muazzam Ansiklopedisi
1072-1074 yılları arasında Bağdat'ta Halife'ye sunduğu Divânu Lügati't-Türk (Türk Dilleri Sözlüğü), adının sözlük olduğuna bakılmaksızın, aslında koca bir milletin kültürel tomografisidir. Kaşgarlı Mahmud, bu şaheseri Araplara Türkçe öğretmek ve "Türk dilinin, Arapça ile atbaşı gidecek kadar zengin ve üstün bir dil olduğunu" ispatlamak için yazmıştır.
Eserinde sadece kelimelerin anlamlarını vermekle kalmamış; o kelimenin geçtiği bir atasözünü, bir kahramanlık şiirini veya bir doğa tasvirini de eklemiştir. Eğer bugün bizler İslamiyet öncesi Türk şiirinin örneklerini, Alp Er Tunga'nın ölümüne yakılan o yürek yakan ağıtı biliyorsak, bunu tamamen Kaşgarlı Mahmud'un o eşsiz hafıza kaydına borçluyuz. O, uçup gidecek olan sözleri kalemiyle yakalamış ve kağıda mıhlamıştır.
Dünyanın Merkezine Türk'ü Koyan İlk Harita
Kaşgarlı Mahmud'un eserinin sonuna eklediği harita, sıradan bir coğrafya çizimi değildir; bu harita, dünyaya "Türk'ün gözünden" bakışın manifestosudur. O dönemin merkezini Balasagun ve Kaşgar (yani Türk yurtları) olarak çizmiş, dünyanın diğer milletlerini ve coğrafyalarını Türk'ün etrafında şekillendirmiştir. Bu, siyasi ve kültürel bir özgüvenin, bir cihan imparatorluğu şuurunun kâğıda dökülmüş halidir.
"Tanrı'nın devlet güneşini Türk burçlarında doğdurduğunu ve onların mülkleri üzerinde gökleri döndürdüğünü gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne hâkim kıldı..."
Dijital Çağa Bırakılan Bin Yıllık Vasiyet
Kaşgarlı Mahmud, dilini kaybeden milletlerin benliğini de kaybedeceğini bin yıl önceden görmüş ve bize aşılaması zor bir zırh bırakmıştır. Bugün "Bozkırname" adlı bu platformda yapılan iş; aslında Kaşgarlı Mahmud'un oba oba gezerek topladığı o asil kelimeleri, destanları ve şuuru dijital çağın çadırlarına (ekranlarına) taşımaktan başka bir şey değildir. O, Türk dilinin sönmeyen meşalesidir; ruhu şad, kelimeleri ebedi olsun!