Bozkırname Logo
Bozkırname Görsel
Uygur

Sürgünde Yanan Hürriyet Meşalesi: Küreş Küsen Sultan ve Bitmeyen Kavga

Tarih: 09 Haz 2026

Vatan dediğimiz şey yalnızca dağlardan, ovalardan veya nehirlerden ibaret değildir; vatan, o topraklarda söylenen türkülerin, okunan şiirlerin ve nesilden nesile aktarılan hürriyet sevdasının ta kendisidir. Doğu Türkistan'da, kızıl Çin zulmünün koca bir milleti yutmaya çalıştığı o karanlık devirlerde, düşmanın silahlarına ve tanklarına karşı sadece kendi sesini ve sanatını kuşanarak ortaya çıkan bir yiğit vardı: Küreş Küsen (Kuresh Kusen). O, Türkistan halkının gözünde yalnızca bir sanatçı değil; asil duruşu, boyun eğmeyen karakteri ve direniş türküleriyle milyonların kalbinde taht kurmuş bir "Sultan"dı.

Sanatın Çelikten Zırha Dönüşmesi
Çin Komünist Partisi'nin Türkistan'da uyguladığı zulüm, insanlık tarihinin gördüğü en sinsi ve acımasız asimilasyon projelerinden biridir. Camileri yıkan, Türkçe isimleri yasaklayan, aydınları toplama kamplarına kapatan bu kızıl faşizm, halkın ruhunu öldürmek için ilk önce sanatçıları hedef almıştır. Ancak Küreş Küsen, Çin'in bu asimilasyon politikalarına boyun eğmeyi reddetti.

O; şarkılarında aşkı, doğayı veya sıradan dertleri değil; Uygur Türkünün hürriyet hasretini, dökülen kanını ve ayaklar altına alınmak istenen onurunu anlattı. Albümleri elden ele, kasetleri gizli gizli çoğaltılarak milyonlara ulaştı. Onun gür sesiyle okuduğu "Atlanduq" (Atlandık/Yola Çıktık) gibi marşlar, Çin zulmü altında ezilen gençlerin damarlarındaki asil kanı yeniden kaynattı. Çin yönetimi, Küreş Küsen'in bir ordudan çok daha tehlikeli olduğunu kısa sürede fark etti; çünkü o, zihinlerdeki zincirleri kırıyordu.

Zalimin Korkusu ve Sürgün Yılları
Şarkıları ve şiirleri yasaklanan, kasetleri toplatılıp imha edilen ve hayatı zindana çevrilen Küreş Küsen, 1990'ların sonunda çok sevdiği ata yurdundan, o kutlu topraklardan ayrılmak zorunda kaldı. Ancak bu bir kaçış değil, mücadelenin cephesini genişletme hamlesiydi. Türkiye'ye, ardından Avrupa'ya (İsveç'e) uzanan bu zorunlu sürgün hayatında, Türkistan davasının en gür sesi oldu.

"Bizim kavgamız, karanlıkla aydınlığın, zalimle mazlumun kavgasıdır. Vatanımız işgal altında olabilir ama ruhumuz asla esir düşmeyecektir!"

Sürgünde kurduğu radyolarla, çıkardığı dergilerle ve dünyanın dört bir yanında verdiği konserlerle Çin zulmünü uluslararası arenaya taşıdı. Çin devleti, onun sesini memleketinde yasakladığını sanırken, Küreş Küsen o sesi bütün dünyanın vicdanına dinletmeyi başardı. O, vatanından uzaktaydı ama vatanı her saniye onun kalbinde, onun dilindeydi.

Vatana Hasret Kapanan Gözler ve Ölümsüz Miras
Çin'in o amansız zulmü, toplama kamplarındaki işkenceler, asimile edilen çocuklar ve Uygur kadınlarının feryatları, sürgündeki bu ulu ozanın kalbini her gün kanattı. 2006 yılında, henüz 47 yaşındayken İsveç'te geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumduğunda, dudaklarında yine Doğu Türkistan'ın adı, kalbinde yine vatan hasreti vardı. O, bağımsız Türkistan'ı göremeden bu dünyadan göçtü ama bağımsızlığa giden yolun taşlarını kendi elleriyle, kendi türküleriyle döşedi.

Küreş Küsen Sultan; bedenini sürgünde toprağa vermiş olsa da, ruhu Urumçi'nin, Kaşgar'nin, Hotan'ın sokaklarında dolaşmaya devam etmektedir. Bugün Bozkırname'nin sayfalarında onun adını haykırmak, kızıl Çin zulmünün o sağır edici karanlığına karşı yakılmış ebedi bir meşaledir. Türk milleti, kendi varlığı için canını ve ömrünü feda eden bu ulu evladını asla unutmayacaktır. Ruhu şad, davası kutlu olsun!