Bir Rüyayla Başlayan Asırlık Yolculuk: Seyyah-ı Âlem Evliya Çelebi
Bir milleti var eden şey yalnızca kazandığı zaferler veya fethettiği kaleler değildir; o milletin çarşısında pişen aş, sokaklarında konuşulan dil, inşa ettiği köprüler ve inancıyla yoğurduğu kültürüdür. 17. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu'nun o devasa sınırları içinde ve ötesinde, Viyana kapılarından Kafkaslara, Kırım'dan Mısır'a kadar uzanan muazzam bir coğrafyayı elli yıl boyunca adım adım gezen bir adam çıktı: Evliya Çelebi. O, sadece bir seyyah değil, Türk-İslam medeniyetinin yaşayan en büyük hafızası, Bozkır'dan çıkıp üç kıtaya yayılan o devasa çınarın "gören gözü ve yazan kalemi" oldu.
"Şefaat" Yerine "Seyahat" Diyen Dilin Bereketi
Evliya Çelebi'nin o eşsiz hikayesi, gençliğinde (1630 yılı Muharrem ayının aşure gecesinde) gördüğü o meşhur ve kutlu rüya ile başlar. Rüyasında İstanbul'daki Ahi Çelebi Camii'nde nurlu bir cemaatin arasındadır. Mihrapta bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.v) bulunmaktadır. Evliya Çelebi, Peygamberimizin huzuruna varıp heyecandan titreyerek "Şefaat ya Resulallah" diyecekken, dili sürçer ve o tarihi cümleyi kurar:
"Seyahat ya Resulallah!"
Peygamber Efendimiz tebessüm eder ve ona hem şefaatini hem de seyahati müjdeler. İşte bu kutlu sürçülisan, Türk edebiyatının ve dünya tarihinin en büyük seyahatnamesinin besmelesi olur. O günden sonra Evliya'nın ayağı evde durmaz, gönlü yollara düşer.
Seyahatnâme: Üç Kıtanın Kültür Ansiklopedisi
Evliya Çelebi’nin kaleme aldığı 10 ciltlik Seyahatnâme, sıradan bir gezi rehberi değildir. O eser; 17. yüzyılın siyasetini, ekonomisini, mimarisini, mutfak kültürünü, efsanelerini ve dillerini barındıran devasa bir sosyoloji ve tarih ansiklopedisidir.
O, gittiği yerlerde sadece sarayları veya paşaları ziyaret etmemiş; halkın arasına karışmış, dervişlerle sohbet etmiş, kahvehanelerde destanlar dinlemiş ve ustaların zanaatlarını incelemiştir. Bir şehirde kullanılan kelimelerin kökenini araştırırken, diğer bir şehirde yapılan kalenin taş işçiliğine hayran kalmıştır. Keskin zekâsı, ince mizah anlayışı ve olayları anlatışındaki o tatlı abartı sanatı, onun eserini kuru bir tarih kitabı olmaktan çıkarıp, nefes alan canlı bir organizmaya dönüştürmüştür.
Coğrafyayı Vatan Yapan İrade
Evliya Çelebi'nin adımladığı coğrafya, aslında "Pax Ottomana"nın (Osmanlı Barışı'nın) ve Türk-İslam nizamının hüküm sürdüğü o büyük barış yurdudur. O, Anadolu'nun ücra bir köyündeki misafirperverliği de, Kudüs'teki manevi havayı da, Kafkasya'nın sarp dağlarındaki yiğitliği de aynı potada eriterek okuyucusuna sunmuştur. Bizi biz yapan değerlerin, dilimizin ve inancımızın bu geniş coğrafyada nasıl ortak bir payda yarattığını kalemiyle ispatlamıştır.
Asla Silinmeyecek Bir Ayak İzi
Elli yıllık seyahatinin ardından Mısır'da hayata gözlerini yumduğunda, geride sadece kat edilmiş on binlerce kilometre değil, kelimelerden inşa edilmiş sarsılmaz bir abideler silsilesi bıraktı. Evliya Çelebi olmasaydı, 17. yüzyıl Türk dünyasının ve Osmanlı coğrafyasının büyük bir kısmı bizim için karanlık bir kuyu olarak kalacaktı.
O, yeryüzünü kendine vatan kılmış, her adımında ecdadın izini sürmüş ve o izleri geleceğin hafızasına nakşetmiştir. Bugün Bozkırname'nin dijital sayfalarında Evliya Çelebi'yi yâd etmek, onun o kutlu rüyasına ortak olmak ve "Seyahat ya Resulallah" nidasının bereketini bu topraklarda yeniden yaşatmaktır. Ruhu şad, menzili mübarek olsun.