Ötüken'in Çelik Kılıcı ve Törenin Muhafızı: Kül Tigin
Milletlerin tarihinde öyle kahramanlar vardır ki, isimleri sadece tarih kitaplarına değil, bizzat asırların kalbine, dağların zirvesine ve taşların göğsüne kazınmıştır. Çin esaretinde geçen o karanlık ve zillet dolu 50 yılın ardından, İlteriş (Kutlug) Kağan'ın yaktığı bağımsızlık ateşini bir imparatorluğa dönüştüren, İkinci Göktürk Devleti'nin yenilmez başkumandanı Kül Tigin; sadece bir savaşçı değil, Türk töresinin, sadakatin ve feragatin en muazzam sembolüdür.
Kardeşlik ve Töre: Tahtı Değil, Devleti Seçen Kahraman
Kül Tigin'i Türk tarihi içinde eşsiz kılan şey, yalnızca savaş meydanlarındaki yenilmezliği değil, devlet aklına ve töreye olan o muazzam sadakatidir. Amcası Kapgan Kağan'ın ölümünden sonra devlette ortaya çıkan kargaşayı keskin zekâsı ve kılıcıyla bastıran Kül Tigin, gücü tamamen eline geçirmiş olmasına rağmen tahta kendisi oturmamıştır. Türk töresinin bir gereği olarak, ağabeyi Bilge'yi kağan ilan etmiş, kendisi ise orduların başkumandanı olarak onun sağ kolu olmayı seçmiştir.
Tarihin pek çok döneminde taht kavgalarıyla parçalanan imparatorluklara inat; Kül Tigin ve Bilge Kağan arasındaki bu omuz omuza duruş, "Birlik olursak tok, bölünürsek yok oluruz" şuurunun en asil kanıtı olmuştur.
At Sırtında Geçen Bir Ömür
Henüz 16 yaşındayken altı çelik bir ok gibi savaş meydanlarına atılan Kül Tigin, ömrünün son anına kadar at sırtından inmemiş, kılıcını kınına koymamıştır. Oğuzlara, Kırgızlara, Türgişlere ve en büyük düşman Çin'e karşı sayısız sefere çıkmış; pusuya düşürülen orduları kurtarmış, atı defalarca vurulup şehit edilmesine rağmen yaya olarak savaşmaya devam etmiş ve düşman hatlarını darmadağın etmiştir. Onun kılıcı, Ötüken ormanlarını yabancı çizmelerinden koruyan, milleti tok ve hür kılan en büyük güvenceydi.
Taşa Kazınan Ağıt: "Gören Gözüm Görmez Oldu..."
MS 731 yılında, Kül Tigin 47 yaşında hayata veda ettiğinde, sadece bir ordu değil, koca bir bozkır öksüz kalmıştı. Bilge Kağan'ın, canından çok sevdiği kardeşinin ardından döktüğü gözyaşları ve yaktığı ağıt, bugün Türk edebiyatının ve tarihinin en sarsıcı metinlerinden biri olarak Orhun Yazıtları'nda (Bengü Taşlar) yaşamaktadır:
"Kardeşim Kül Tigin vefat etti, kendim düşünceye daldım. Gören gözüm görmez gibi, bilen aklım bilmez gibi oldu. Özüm düşündüm: Zamanı Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölmek için türemiş. Gözden yaş gelse mani olarak, gönülden feryat gelse geri çevirerek düşündüm. İki şadın, kardeşlerimin, oğullarımın, beylerimin, milletimin gözü kaşı kötü olacak diye çok dertlendim."
Bozkırın Ebedi Sancağı
Bu ağıtla birlikte dikilen Kül Tigin Anıtı, Türk adının, Türk milletinin ve Türk töresinin taşa kazınmış ilk "Nüfus Cüzdanı"dır. O taşlar bize düşmanın tatlı sözüne ve ipeğine kanmamayı, birliğimizi bozmamayı ve Gök Tengri'nin çadırı altında hür yaşamayı öğütler.
Bugün Bozkırname'nin dijital sayfaları; Kül Tigin'in o çelik iradesinin, Bilge Kağan'ın bilgeliğinin ve Yollug Tigin'in kaleminin modern çağdaki yansımasıdır. Ötüken'in yenilmez kurdu Kül Tigin'in ruhu şad, kılıcının keskinliği nesiller boyu ebedi olsun!