Dutar'ın Susturulamayan Telleri: Abdürrahim Heyit ve Türkistan'ın Feryadı
Tarih boyunca zalimler, ordulardan ve kılıçlardan korktukları kadar şairlerden, ozanlardan ve türkülerden de korkmuşlardır. Çünkü orduları yenebilir, şehirleri işgal edebilir ve bedenleri zindanlara atabilirsiniz; ancak bir milletin kalbine kazınmış bir ezgiyi, dile düşmüş bir feryadı asla hapsedemezsiniz. 21. yüzyılda, Doğu Türkistan'da milyonlarca Uygur Türkünü asimile etmek için modern toplama kampları kuran Çin yönetiminin en çok korktuğu isimlerden biri de eli silahlı bir komutan değil; elinde sadece dutarı olan ulu bir ozandı: Abdürrahim Heyit.
Ataların Mirası ve Uyanan Şuur
Abdürrahim Heyit, Doğu Türkistan'ın yetiştirdiği gelmiş geçmiş en büyük "dutar" ustalarından biridir. Sadece eşsiz bir müzisyen değil, aynı zamanda milletinin acılarını, hasretini ve tarihini ezgileriyle haykıran bir hafıza muhafızıdır. O, büyük Uygur şairi Abdürehim Ötkür'ün "Uçraşkanda" (Karşılaşınca) ve özellikle "Atalar" adlı şiirlerini besteleyerek, Çin asimilasyonu altında ezilen Uygur gençliğine kendi kimliklerini, kendi köklerini hatırlatmıştır.
Onun dutarından dökülen şu mısralar, aslında Çin zulmüne karşı atılmış sessiz ama sağır edici bir çığlıktı:
"Atalarımız kahramandı, sözleri destandı,
Zalimlere karşı duran çelikten kalkandı..."
İşte Çin Komünist Partisi'ni dehşete düşüren şey bu cümlelerdi. Çünkü kendi atalarını, kendi tarihini hatırlayan bir genci asla "mankurtlaştıramazlardı".
Karanlık Kamplar ve Sesleri Boğma Girişimi
Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı zulüm, sadece bir toprak işgali değildir; bu, bir milletin dinini, dilini, kültürünü ve varlığını kökünden kazıma girişimidir. Camilerin yıkıldığı, Türk çocuklarının ailelerinden koparılıp Çinli gibi yetiştirildiği, evlere Çinli memurların yerleştirildiği bu korkunç soykırım düzeninde, milletin moral kaynağı olan aydınlar ve sanatçılar ilk hedeftir.
Milletine ata yadigarı türküleri söylemekten başka hiçbir "suçu" olmayan Abdürrahim Heyit, 2017 yılında Çin yönetimi tarafından tutuklanarak o karanlık toplama kamplarından birine atıldı. Zalimlerin mantığı basitti: Ozanı susturursan, türkü unutulur; türkü unutulursa, millet uyur.
Bir Videonun İfşa Ettiği Acı Gerçek
2019 yılının başlarında, Abdürrahim Heyit'in kampta ağır işkenceler altında şehit edildiği haberi dalga dalga tüm dünyaya ve bilhassa Türkiye'ye yayıldı. Türk dünyasında öyle büyük bir öfke seli ve diplomatik tepki oluştu ki, Pekin yönetimi yıllardır inkar ettiği kampların varlığını ve zulmünü örtbas etmek için alelacele bir "yaşıyor" videosu yayınlamak zorunda kaldı.
Ancak yayınlanan o kısa videoda, eski o mağrur ve dik duruşlu ozanın yerinde; yorgun, baskı altında olduğu her halinden belli olan ve önündeki metni zorla okutulan bir esir vardı. Çin, onu yaşadığına dair kanıt olarak sunarken, aslında Doğu Türkistan'daki o kahredici zulmün ve esaretin en net belgesini kendi elleriyle dünyaya servis etmişti.
Kırılan Dutar, Yankılanan Feryat
Abdürrahim Heyit'in bugün nerede ve ne durumda olduğu, hayatta olup olmadığı net olarak bilinmemektedir. Doğu Türkistan'ın üzerine çekilen o kalın demir perde, bu ulu ozanın sesini bizden fiziksel olarak koparmış olabilir. Ancak Çin'in anlamadığı bir gerçek vardır: Bir türkü, sahibinin dudaklarından çıkıp milletin kalbine düştüğü an, artık ölümsüzleşmiştir.
Bugün Bozkırname'nin dijital hafızasında Abdürrahim Heyit'i anmak; sadece bir sanatçıya vefa göstermek değil, Kaşgar'dan Urumçi'ye kadar o karanlık kamplarda asimile edilmeye çalışılan, isimleri silinmek istenen milyonlarca soydaşımızın o sessiz çığlığına ses olmaktır. Zalimler dutarın tellerini koparabilirler, ama Doğu Türkistan'ın o hürriyet feryadını asla susturamayacaklardır.